MESLEK ÖRGÜTLERİNİN AVRUPA’DAKİ ŞEMSİYE ÖRGÜTLERE ÜYELİĞİ SEMİNERİ
13 Kasım 2006 tarihinde İTO bünyesinde “Meslek Örgütlerinin Avrupa’daki Şemsiye Örgütlere Üyeliği Semineri” düzenlenmiş olup, TÜRSAB’ı temsilen Avukat Efsun KIVCI katılmıştır. Seminerde açılış konuşması, İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreter Yardımcısı Selçuk OK yapmıştır ve konuşmacı olarak, AB düzeyinde iş dünyasını temsil eden Ekonomik ve Sosyal Komite İşverenler Grubu Başkanı Henri Malosse ve İKV Brüksel Temsilcisi Sn. Haluk NURAY yer almışlardır.
Söz konusu seminere ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır.
Konuşmacılar, meslek örgütlerinin demokratik toplumlarda mevcut olduğunu, ve meslek örgütlerinin nicelik ve nitelik olarak değişen olgu olduğunu belirtmişlerdir.
Avrupa Birliği’nin şeffaf karar alma mekanizması kapsamında meslek örgütlerinin, yasa yapıcılar tarafından fikirlerine danışılan ve kendi sektörleri ile ilgili kararlar alınırken temsil ettikleri grubun önceliklerini ve çıkarlarını meşru yollarla savunma fırsatına sahip önemli sosyal paydaşlar olduğunu ve AB’nde alınan kararların uzun vadede tüm sektörleri etkileyeceği göz önünde bulundurulduğunda; ülkemizdeki sektörlerin kendi çıkarlarını korumak için yapılması gereken, Avrupa düzeyinde örgütlenmiş olan kendi meslektaşlarına katılarak ortak bir pozisyon belirlemek ve AB’nin önemli yasama organları karşısında bu pozisyonu savunmanın önemini anlatmışlardır.
Meslek örgütleri ile sivil toplum örgütlerinin AB’nin olmazsa olmazı olduğunu ve AB’de bu tür örgütlerin sayısının 3.000’i bulduğunu, Türkiye’de ise bu sayının 800 civarında olduğunu ifade etmişlerdir.
540 kadar AB ‘ye kaydı yapılmış, tanınmış örgütler olduğunu ancak bu tür örgütlere katılamadığımızı, katılmamız halinde Türkiye’nin imajını daha iyi bir hale getirebileceğimizi, AB ile ilişkilerin düzeltilmesinde katkı sağlanacağını ve bu nedenle AB’nin çatı örgütlerinde TC’nin temsil edilmesinin sağlanmasının gerekliliği dile getirilmiştir.
Türkiye-AB ilişkilerinde kurumsal tabanının yükseldiğini, 10 yıl önce Türkiye AB’ye girmeye ehil mi tartışmaları varken şu an müzakere sürecinde olunduğunu, ilerleme kaydedildiğini ancak bu ilerleme sürecinin ise çok sancılı geçtiğini, ilerlemelere süreklilik kazandırılmadığını, inişli çıkışlı olduğunu dile getirmişlerdir.
Ayrıca AB’de bir piyasa olduğunu, karar alma sürecinin parçası haline gelen, lobicilik, pazar, AB danışmanlığı bulunduğunu ancak Türkiye’nin bunun içinde yer almadığını ancak şimdiden yer alması gerektiğini belirtmişlerdir.
Türkiye’de lobiciliğe negatif bir anlam yüklendiğini ancak bahsedilen “lobicilik” çıkar ya da menfaat AB’de ise pozitif bir algılama olduğunu, “Lobiciliğin, siyasal karar alma mekanizmasını etkilemeye çalışmak, temsil edilecek grupların lehlerine karar almak için çalışmak olduğunu, çıkarların ne olduğu hususunu iyi tanımlanmak gerektiğini, lobiciliğin tarih boyunca var olan 1600’lü yıllara dayanan eski bir iş olduğunu isminin yeni olduğunu dile getirmişlerdir .
Lobicilik piyasasının AB’de geliştiğini, büyük hızla gelişen, revize edilen bir piyasa olduğunu, AB Kuruluşunu takip eden temsili kuruluşların 3000’e çıktığını, temsili kurumların sayısının 3.000-5.000 arasında olduğunu ve bu kurumlarda çalışanların sayısının ise yaklaşık 20.000 civarında olduğunu ve lobilerin gücü, iktidarı takip ettiğini belirtmişlerdir.
ABD Eyaletleri’nin de Brüksel temsilcisi olduğunu ifade etmişlerdir.
AB’nin lobiciliği hoş karşıladığını, meslek örgütlerinin ve bunun nedenini ise etkili mevzuat hazırlama sürecinde bilgi ve tecrübeye ihtiyaç duyulduğunu, hazır bilgi ve tecrübeden yararlanılmak üzere söz konusu meslek ve sivil toplum örgütlerinin bilgi ve görüşlerine değer verildiğine işaret etmişlerdir.
Söz konusu seminerde AB’nin yapısı anlatılmış, lobiciliğin önemi vurgulanmış olup, bu oluşumlara katılmanın gerekliliği ifade edilmiştir.
13 Kasım 2006 tarihinde İTO bünyesinde “Meslek Örgütlerinin Avrupa’daki Şemsiye Örgütlere Üyeliği Semineri” düzenlenmiş olup, TÜRSAB’ı temsilen Avukat Efsun KIVCI katılmıştır. Seminerde açılış konuşması, İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreter Yardımcısı Selçuk OK yapmıştır ve konuşmacı olarak, AB düzeyinde iş dünyasını temsil eden Ekonomik ve Sosyal Komite İşverenler Grubu Başkanı Henri Malosse ve İKV Brüksel Temsilcisi Sn. Haluk NURAY yer almışlardır.
Söz konusu seminere ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır.
Konuşmacılar, meslek örgütlerinin demokratik toplumlarda mevcut olduğunu, ve meslek örgütlerinin nicelik ve nitelik olarak değişen olgu olduğunu belirtmişlerdir.
Avrupa Birliği’nin şeffaf karar alma mekanizması kapsamında meslek örgütlerinin, yasa yapıcılar tarafından fikirlerine danışılan ve kendi sektörleri ile ilgili kararlar alınırken temsil ettikleri grubun önceliklerini ve çıkarlarını meşru yollarla savunma fırsatına sahip önemli sosyal paydaşlar olduğunu ve AB’nde alınan kararların uzun vadede tüm sektörleri etkileyeceği göz önünde bulundurulduğunda; ülkemizdeki sektörlerin kendi çıkarlarını korumak için yapılması gereken, Avrupa düzeyinde örgütlenmiş olan kendi meslektaşlarına katılarak ortak bir pozisyon belirlemek ve AB’nin önemli yasama organları karşısında bu pozisyonu savunmanın önemini anlatmışlardır.
Meslek örgütleri ile sivil toplum örgütlerinin AB’nin olmazsa olmazı olduğunu ve AB’de bu tür örgütlerin sayısının 3.000’i bulduğunu, Türkiye’de ise bu sayının 800 civarında olduğunu ifade etmişlerdir.
540 kadar AB ‘ye kaydı yapılmış, tanınmış örgütler olduğunu ancak bu tür örgütlere katılamadığımızı, katılmamız halinde Türkiye’nin imajını daha iyi bir hale getirebileceğimizi, AB ile ilişkilerin düzeltilmesinde katkı sağlanacağını ve bu nedenle AB’nin çatı örgütlerinde TC’nin temsil edilmesinin sağlanmasının gerekliliği dile getirilmiştir.
Türkiye-AB ilişkilerinde kurumsal tabanının yükseldiğini, 10 yıl önce Türkiye AB’ye girmeye ehil mi tartışmaları varken şu an müzakere sürecinde olunduğunu, ilerleme kaydedildiğini ancak bu ilerleme sürecinin ise çok sancılı geçtiğini, ilerlemelere süreklilik kazandırılmadığını, inişli çıkışlı olduğunu dile getirmişlerdir.
Ayrıca AB’de bir piyasa olduğunu, karar alma sürecinin parçası haline gelen, lobicilik, pazar, AB danışmanlığı bulunduğunu ancak Türkiye’nin bunun içinde yer almadığını ancak şimdiden yer alması gerektiğini belirtmişlerdir.
Türkiye’de lobiciliğe negatif bir anlam yüklendiğini ancak bahsedilen “lobicilik” çıkar ya da menfaat AB’de ise pozitif bir algılama olduğunu, “Lobiciliğin, siyasal karar alma mekanizmasını etkilemeye çalışmak, temsil edilecek grupların lehlerine karar almak için çalışmak olduğunu, çıkarların ne olduğu hususunu iyi tanımlanmak gerektiğini, lobiciliğin tarih boyunca var olan 1600’lü yıllara dayanan eski bir iş olduğunu isminin yeni olduğunu dile getirmişlerdir .
Lobicilik piyasasının AB’de geliştiğini, büyük hızla gelişen, revize edilen bir piyasa olduğunu, AB Kuruluşunu takip eden temsili kuruluşların 3000’e çıktığını, temsili kurumların sayısının 3.000-5.000 arasında olduğunu ve bu kurumlarda çalışanların sayısının ise yaklaşık 20.000 civarında olduğunu ve lobilerin gücü, iktidarı takip ettiğini belirtmişlerdir.
ABD Eyaletleri’nin de Brüksel temsilcisi olduğunu ifade etmişlerdir.
AB’nin lobiciliği hoş karşıladığını, meslek örgütlerinin ve bunun nedenini ise etkili mevzuat hazırlama sürecinde bilgi ve tecrübeye ihtiyaç duyulduğunu, hazır bilgi ve tecrübeden yararlanılmak üzere söz konusu meslek ve sivil toplum örgütlerinin bilgi ve görüşlerine değer verildiğine işaret etmişlerdir.
Söz konusu seminerde AB’nin yapısı anlatılmış, lobiciliğin önemi vurgulanmış olup, bu oluşumlara katılmanın gerekliliği ifade edilmiştir.
